9 Mayıs 2018 Çarşamba

PUDUHEPA ve KIZ KARDEŞLERİ

Bugün bir tohumun toprak yüzüne çıkıp, güneşi içine çektiği gün!
Öyle bir gün ki, sadece güneşi değil, yağmurun bereketini de üstüne yağdırıp, gökkuşağından köprüler kurduğu gün.
Güzel bir gün, güçlü bir gün, kutlu bir gün, içimi titreten bir gün...
Bugün PUDUHEPA'nın tekrardan doğduğu gün.

3000 yıl öteden gelen baş köşe misafirimiz o bizim.
Tarihteki ilk barış anlaşması olan Kadeş'e mührünü basan Hitit Kraliçesi.
Sevgi ve Barış sözcüklerini tabletlere kazıyan ilk kadın. 

İnsanın içine şefkat tohumları serpen, Ana-Dolu bir diyara sonsuz kökler salan toprağın kadını.
Bugünün kız çocuklarıyla buluşmak için nasıl da heyecanlı şimdi.
Ayakları üstünde durabilen, kendi gücüne inanan, üreten, sorgulayan, oyun oynamayı hayatı boyunca bırakmayan ve masallara inanan kızlar için burada.

PUDUHEPA
Puduhepa ve Kızkardeşleri projesinin sahibi ve fikir annesi Renan Tan Tavukçuoğlu.
İlk tohum yüreğine düştüğünde tek derdi; ilham verici kadın hikayelerinin aynı coğrafyada aynı kaderi paylaşan diğer kadınlara  ışık olup, yol açacağına inanmasıydı.Sonra bu düşü kime anlatsa; içine yumak yumak, ilmek ilmek çekti kadınları. Bu bebeğin doğumuna bir çok kadın eli değdi. Hatta bu kadınlar kendilerine Puduhepa Ebeleri bile demeye başladılar.  İşte Anadolu'nun en güçlü kadın kahramanlarından biri Puduhepa, el işi göz nuru aşkla işlenen bez bebek olarak dünyaya böylelikle tekrardan dönmüş oldu. 

Giysilerini Arzu Kaprol tasarladı. "Puduhepa bugün yaşasaydı muhtemelen jean giyerdi" diyerek Jean-Kaftan ile geldi karşımıza.
Tuba Şamlı Atilla tarafından kız çocuklarına ilham vermek için bir masalı yazıldı.
Tabi büyük kızları da unutmadılar bu projede, içindeki çocuk ile bağını kaybetmemiş kadınlar için kaleme aldı Arbil Çelen Yuca.
Barışın, sevginin, aşkın dilini Puduhepa'nın Rüyası'nda anlattı.
Rüyalar renkli olur  ya çoğu zaman, Güneş'in ve Nar'ın renklerine boyandı bu kez işte diller.
Bundan böyle susmak bilmedi yürekler.
Banu Kanıbelli fısıldadı Puduhepa'nın Şarkısı'nı...

Benim adım Puduhepa
Yedi pınarlı köyün kızı
Penceremden bakardı
Düş yoldaşım Nar ağacı

Çok savaşlar gördüm ben
Bu yüzden barışa inandım
Dualarım hayalimdi
Hayallerim dualarım

Mutlaka Banu'nun büyülü sesinden dinle devamını...

Arbil Çelen Yuca, Puduhepa'nın Rüyası'nı anlatırken çekilmiştir.
Ayrıca, bu büyülü projenin gelirleri TOÇEV aracılığıyla kız çocuklarının  eğitimine destek için kullanılacak.
Bez bebeklerin üretiminde ve bizlerle buluşmasında  yardımcı olan ev hanımlarının ülke ekonomisine katkı sağlayacağını ve istihdam edileceğini duyduğumda;  mutluluk  gözlerimde duran bir nehirdi. Hoş geldin Puduhepa! Uzun yollardan, bilge sulardan, doğurgan topraklardan bizlere sefalar getirdin.

Bu yazıyı okuduktan sonra bu projeye nasıl destek olabilirim diye içine bir kıvılcım düştüyse; hiç durma aşağıdaki linki tıkla. 
Puduhepa ve Kız Kardeşleri projesine destek ol!


   PUDUHEPA ve Kız Kardeşleri'nin Yolu Açık, Ömrü Sonsuz Olsun!
...Hayalbaz ve Oyunbaz Masalcı Dostlarım, Canlarım...

 Uzun bir aradan sonra yazmama sebep olan bebek ve nar tanesinin anısına!




3 Kasım 2017 Cuma

Arkadaş Olabilir Miyiz?

Sohbetin tam ortasından gireceğim bu sefer.
Şehirli hayatların sönük ışıkları altında geçirdiğim günlerden bahsedeceğim biraz.

Mesela bu aralar sabahları uyanmak da git gide  zorlanıyorum.
Trafik gün be gün bedenimin her zerresine dokunuyor ve tahammül kat sayılarımın ayarlarıyla oynuyor sanki. Aynı yolları arşınlarken servis, metro, otobüs, durak fark etmeksizin  her boşluğa bir kuş uykusu sığdırıyorum. Uykular bölük pörçük oldukça günün içinde kaç parçaya ayrıldığımı sayamaz oluyorum.İçimde yaşayan bir ordu insan bir anda dökülü veriyor yapboz parçaları gibi bir bir... Bazı özgelerimi tanımıyormuşum hiç. Bazılarını çok özlüyor, bazılarını da çok seviyormuş, parlatıyormuşum, bazılarıyla kavgalıyız, bazıları çekimser anlaşamıyoruz. Tanımadığım özgeler hayattaki en büyük korkularımın altında yatan karabasanlarmış. Her gün aynı işi yaparken görüyorum onu bazen.Tanımamazlıktan geliyorum. Devam ediyorum yola. Oysa ona görünmezlik pelerininin altına en büyük korkularımı emanet etmişim. Ne büyük sorumluluk! Sonra çok özlediğim bir özge geliveriyor yüreğime sarılıyor. Almış şişlerini dünyadaki ne kadar bağ varsa kalbime örüyor. Isınıyorum bir anda. Dünya sıcacık oluyor. Tüm kalbimde taşıyorum dünyanın güzelliklerini ilmek ilmek, nakış nakış. Bir de sevdiğim özgeler var, aydınlık hayalleriyle dolu, etrafına bir kibritçik ışıkları hediye eden. Onları da böyle ellerinden tutup  gökyüzüne doğru uçurasım var, kavuşsunlar özgürlüklerine. Gökkuşağı renkleriyle dolansınlar  tüm evreni. Ve durmadan keşfetsinler hayatın yeni tatlarını ve paylaşsınlar hayatın tatlarını. Çünkü bu özge hayatı paylaştıkça mutlu olanlardan.

(Resim: Leah Marie Dorion)


Sonra biri geliyor! 
( Hatırlatıcılar önemli vesselam! )

Hayatta eksikliğini düşünemediklerimden biri... 

Hadiii diyor!

Ve tüm özgelerim harekete geçiyor. Kimi zaman bir sebeple, kimi zaman sebepsizce!
Hareketin bereket olduğunu hatırlıyor kalbim eline meşalesini almış, çoktan yalın ayak sokağa fırlamış halde. Ve bir yuvaya doğru yola çıkıyor, cümbür cemaat...

İçimden bir ses! Yaşasın diye avazı çıktığınca bağırıyor. Gülümsüyorum kendi hallerime.
Gecenin bir vaktinde tanış oluyorum, utangaç özgeyle. 

***

Bu yaprakların renkleri beni bu hale getiren.
Sonbahar, kış güzellikleri derken; koza içinde geçen altı ayın ilk bahara kavuşma hayalleri beni deli eden.

Otuzunda bile kendinle tanışmak için heyecan duyuyorsun ya! Sana AŞK OLSUN!

Hoş geldin kasım! Her ay gibi yine dolu dolu gelmelerini sevdiğim,

Hazırım!!!




14 Şubat 2017 Salı

SEVGİLİLER GÜNÜ

Doyamadığım sevgilere gelsin bu yazı...

Bundan 3-4 yıl önce bir eğitimde sorulmuştu. "Aşk nedir? Aşkın senin için tarifini yapar mısın?"

Sabırla dinledim salondaki  yirmi beş kişiyi. Eşsiz gibi görünen, sadece eşlerini anlattıkları bir aşk tarifi aldım; bir tutam ondan, bir tutam bundan! Eğitmen dayanamayıp sordu, "Sen ne düşünüyorsun Özge? " Şaşkın görünüyor olmalıydım.

Aşk dedim; şöyle büyükçe yutkunarak ve buradakilerden özür dileyerek. Bence bir kişiye duyulmamalı. Ben hiç sizin gibi bir aşka tutulmadım. Benim hep aşklarım oldu. Aynı anda, bir çok yerde ve zamanda... Evet, çok güzel bir ilişkim var. Delice aşık olduğumu da düşündüğüm bir bağ hatta. Ama aşk deyince aklıma sadece o gelmiyor. Mesela ben bir doğa ana aşığıyım. Doğum aşığı. Bir bebeğin, bir tohumun hayata göz kırpması, ağaçların çiçeklerini açması, kuşların yumurtlamaları delice heyecanlandırır. Mesela, kardeşim Selim. Büyümeye doğru gittiği her gün bir şey öğretiyor. Karşılıksız, farkında olmadan saf sevgiyle... Dedem mesela (o zaman ölmemişti henüz, rahmet olsun ışık olsun andığım yerler) anlattığı hikayelerine aşığım, Babama aşığım mesela. Şiirler geliyor siz aşk dediğinizden beri. Rüzgar geliyor, uçurtmamı elime alıp telefon tellerine takılmadan yükseltmeye çalışmalarım, dikkatle ve özenle... Deniz geliyor, simidi ve martısıyla.

Hesapsız, kitapsız AŞK siluetleri geliyor gözümün önüne. Her geçen gün farklı  yansımaları ayın ve güneşin; içimi aydınlatmaları geliyor ve ayıklayamıyorum. Aşklarımı, birini diğerinden ayıramıyorum. Çünkü arasından birini çeksem, eksik kalırmışım gibi. Birbirini bütünleyen, dengeleyen ve çoğaltan aşk geliyor  aklıma deyip utanmıştım sanki. Aşkın evrensel bir tanımıydı benim dünyamdaki görünüşü. Sınıf susmuştu. Hoca gülümsedi, gözleri dolar gibi olmuştu. Ara verdik.

Bazen AŞK'a da mola vermek, verdirmek demlendiriyor insanı.

Bu sabah facebook hatırlattı. Geçen yıl 14 Şubat'ta, teyzemde toplaşmış, ortak bir aşk mandalası çizmiştik.  Sabahtan beri sesine sarılıyorum. "Özge Abla hadi bir oyun oynayalım" demen geldi kulağıma.Canım Yasinim! Kalbin hep benimle. Rüyalarda buluşuyoruz ve aşk oyunları oynuyoruz seninle durmadan. Işıklar içinde görüyorum seni. Kendini hatırlattığın her gün için daha da taze tutuyorum yasını ve bağrıma basıyorum saf aşkı! Güzel gözlüm, ışık gözlüm.



Yasin'i kaybettikten beri çocukların gözlerinin içine bakma sevdam daha da harlandı. Hatta öyle bir hale geldi ki, büyüklerin gözlerinde sakladığı çocuklara sarılır oldum. Masalların elçilik ettiği bir yolda, bir sürü çocukla buluşurken buluyorum kendimi, bir çok sevgi oyundaşım var artık. Ve olmaya devam edecek alanlara açıyorum kendimi. Kutluyorum sevmelere değer veren tüm güzellikleri...

Artık aile ziyaretleri bile bu alana akmaya başladı farkında olmadan. Hafta sonu amcamızı ziyarete gittiğimizde; büyük mesellerin arkasında kalan bir şeyler vardı. Sarılmak, özlem gidermek, birbirimize daha çok dokunmak, kalpten kalbe taşınan hikayelerimizi duymak...

Dede Bahçesinde Masallar için bir sürü fikir  vardı aklımda, Belma Yenge'min tavsiyeleri, Çağdaş'ın desteği... Konuştukça konu açılıyor, hayaller büyüyordu. Sonra bir ara su içmeye mutfağa gittiğimde Zeynep'i farkettim. Zeynep evin en küçüğü. Çekirdek yiyor ve televizyonda bir dizi izliyordu. Komikti bir şeyler ki, gülüyordu. Zeynep'in yanına oturdum ve ona masal anlatmayı teklif ettim. Bir anda çok heyecanlandı ve televizyonu kapattı. "Elif'i de çağıralım mı Özge abla, onun da çok canı sıkılmıştı" dedi. Ve ablasının kolundan tutup mutafağa getirdi.

Masal başlamadan önce "bir bilmecesi olan var mı" diye sordum. Elif uzun uzun bir hikaye anlattı, sonra bir soru sordu. Meğer yeni trend bilmeceler algıda çekicilik yaratmak üzerineymiş. Bilemedim.
Benim bilmecemse çok kısaydı, onlar da bilemediler. Daha önce hiç bu kadar kısa bilmece duymamışlardı. Sonra Zeynep, ablasına özenerek uzun uzun anlatmaya başladı ama bilmecenin cevabını verdiği için aslında tam bilmece gibi de olmadı :D

Gülüştük ve aramızdaki bilmece jenerasyonunu fark ettik.

Sonra başladı masallar. Yengem gelmişti mutfağa, "Aaa durun Canlı Yayın başlatalım" dedi. Hem Elif ve Zeynep'e, hem de canlı yayından yengemin sayfasını takip edenlere masal anlattık.

Masallar bittiğinde çocuklar şaşkındı. Sanki aynı rüyanın içine girmiştik. Uyandığımızda, sırada bir Mandala çizmeyle bu oyunun kapanışını yapacağımızı söyledim. Başladılar hayal kurmaya, Zeynep en sevdiği şeyleri dondurma, yıldız ve kalbi yanına koyarak kendi mandalasını yarattı, Elif ise muntazam bir çizimle ilk şaheserini ortaya koydu. Ben ise ilk defa mandalayı anlatırken cevaplarını onlara bıraktım, çizdikçe Zeynep fark etti. "Aaa bu içten dışa doğru büyüyen bir çember" dedi!


Mandalalarımız bittiğinde, ilk sergimizi açtık.
Büyük ilgi gördü tabi ki de...
Üçünün de hikayesi farklıydı. Üçü de o günü kendi gözünden mühürlemişti.




Her güne bir çocuk, bir aşk diyorum ve sevgililer gününüzü kutluyorum.

Kızların yanından ayrılıp, eve gelene kadar yaşadığımız büyülü oyun saatini düşündükçe, umut tohumlarım yeşeriyor, yeni doğumlara gebe oluyorum sanki.

Eve girdiğimiz anda, yengem bir video attı. "Masalınla uyuya kalan bir prens gönderiyorum sana"

Videoyu izlerken içimdeki kıpırtıyı anlatmaya hangi AŞK tarifi yeter bilmiyorum.

Meğer canlı yayında beni dinlerken, uykunun ve masalların kollarına şefkatle bırakan bir dost yürekle buluşmuşum! Hangi mutluluk, hangi sevgi, hangi aşk bunun tarifini verir?

Sorarım şimdi. AŞK neydi senin için?

Sevgililer günü neydi?

Hangi gündü o? Sevmelerin bitmediği, sonsuza dek uzanan gün hangisiydi?

Sevgilerimle.

Özge

7 Şubat 2017 Salı

PAZARCI MASALI

Her pazar, bizim burada semt pazarı kurulur.  Sabah henüz millet pazar sofrasındayken; ben pazarın en taze sebzeleri, en parlak meyveleri, yeşilin her tonundaki yapraklıgilleri ile buluşurum.
Dün de o niyetle sabahın en güzel saatlerinde gittim pazara.
Kışın en sevdiğim renklerini görmek, pazarcılarla iki sohbet etmek, doğala olan özlemi gidermekti her zamanki gibi niyet.
Yalnız ilk girdiğim sokakta, köşeyi dönmemle bir ses kulağıma çalındı: " Bir sürü hikayelerim var"...


Küçücük bir çocuk, kasanın üstüne masal tezgahı kurmuş. Masal satıyor. Her kitabına itinayla bir paha biçmiş. Tabi çocuklara ve masallara aşık biri olan beni etkiledi bu olay. Çağdaş dur,  bu çocukla konuşmam lazım deyip, eşimi beklettim. 
Adı Yiğit Burak. 7 yaşında. 41 günlük bir kardeşi varmış.  Ve ona hediye almak için okuduğu masal kitaplarını satmaya karar vermiş.
Sonra ben kendimi tanıttım. Masallar anlattığımı ve tezgahında tavsiye ettiği masallarının olup olmadığını konuştuk. Sohbet ilerlerken kendisiyle röportaj yapmama müsaade eder mi diye sordum. Seve seve deyip, başladık.  Yiğit'in kendi hikayesini ve röportajın sonunda anlattığı "Korsan" masalını Facebook "Dede Bahçesinde Masallar" sayfasından dinleyebilirsiniz.

Sobetimiz bitti, özenle  hazırlanmış tezgahından 4 masal kitabı aldım. Hesapladık, kitaplarına biçtiği parayı ve de gönlümüzden kopan okul harçlığını verdik, belki başka masallar alır, kardeşine ileride bu hikayeyi anlatır kimbilir...


Tam tezgahından ayrılıyorduk ki, Çağdaş "Şuradaki adam Yiğit'in babasıymış" dedi. Biz Yiğit ile konuşurken, Çağdaş'ın yanına yaklaşıp, o çocukla ne konuştuğumuzu sormuş ve babası olduğunu söylemiş. Sonra babasının ağzından dinledik bir de hikayeyi. Meğer durumları iyi, böyle bir şeye ihtiyaçları yokmuş. Ama Yiğit Burak'ın aklına gelmiş bir kere. Kardeşine kendi parasıyla hediye almak...
Düşünmüş taşınmış, okuduğu ezberlediği masal kitaplarını satmak gelmiş aklına. 2 gecedir uykusuzmuş heyecandan. Ve sabah gün doğar doğmaz pazarın yolunu tutmuşlar. Kendine bir tezgah seçmiş. Ve masal tezgahına dikkat çekmek için bir pazarcı sözü geliştirmiş "Bir sürü hikayelerim var" Duyup da, tezgahına yönelmemek mümkün değil.  

Tebrik ettim babayı, böylesine düşünceli, özgüveni yüksek ve cesaretli bir çocuğu yüreklendirdiği ve destekledikleri için.
Baba son olarak bize Yiğit'in defterinden bir anektod aktardı.
Meğer Yiğit kahraman olmanın sırrını çözmüş de, bizleri bu bilgeliğinden nasiplendiriyor. Hayretler içinde dinledim.
Defterinde şu yazıyormuş:

Başarıya giden yolda bu iki madde çok önemli.
1.Hedeflerine giden yoldan asla vazgeçme!
2. Birinci maddeyi ASLA unutma!

Seni tanımak çok güzel Yiğit!
Hayatta hep kendi yolunu takip etmeni diliyorum yürekten!

Hadi şimdi kulak verelim bu küçük masalcıya, yani pazarcıya, aslında kardeşiyle hayatı bölüşmeyi gönül veren koca kalpli abiye.